ingilizce makale örnekleri

MAKALE NASIL YAZILMALI ve NASIL OKUNMALI?

Bilimle ilgilenen kişiler çeşitli araştırmalar yaparlar. Bir araştırma yapmaya başlarken konu
ile ilgili literatürün incelenmesi gerekir. Öte yandan bilim adamları yaptıkları araştırmaların
sonuçlarını yayınlamak isterler, böylece aynı zamanda makale yazmak durumundadırlar. O halde
bilim adamları hem çok sayıda makale okuyan hem de makale yazmak durumunda olan kişilerdir.
Bu nedenle bilim dünyasının içindeki kişilerin makale okuma ve yazma kuralları hakkında bilgi
sahibi olmaları gereklidir. Gerçekte makale yazmak veya okumak bakımından bazı bireysel
farklılıklar olmakla birlikte, genel kabul gören ve dikkat edilmesi gereken ilke ve kurallar aynıdır.
Bir araştırıcı makale yazarken amacı, makalesinin çok kişi tarafından okunmasını sağlamaktır. Bu
nedenle makale yazan kişinin konuyu makale okuyan tarafından da değerlendirebilmesi,
okuyucunun ilgisini çekecek bir yazım tarzı kullanması gereklidir.

MAKALE NEDEN OKUNUR?

Kişiler bir konudaki bilgilerini artırmak, konu ile ilgili gelişmeleri izlemek amacı ile makale
okuyabilirler. Örneğin, bir hastalığın tanı ve tedavisindeki yenilikleri öğrenmek amacı ile makale
okunabilir. Bu durumda okuyucu, ilgi duyduğu hastalığı ve söz konusu hastalıkla ilgili tanı ve
tedavi yöntemlerini arar ve bulduğu makaleleri gözden geçirir. Araştırma yapmak isteyen bir
araştırmacı da bu konuda daha önce yapılmış olan çalışmaları öğrenmek ve önceki araştırmalarda
kullanılmış olan yöntem konusunu incelemek için makale okumak durumundadır. Bu şekilde bir
amaca yönelik olarak makale okunabildiği gibi, bazan da belli bir amacı olmayan şekilde makale
okunabilir. Bu durumda okuyucu, ilgisini çeken konuda yazılmış bir makaleyi okuyabilir, veya
başlık ilgisini çektiği için makaleyi okuyabilir. Bazan da tanınmış (veya tanıdık) bir yazarın
makalesini okuma eğilimi olabilir. Örneğin tanınmış bir bilim adamının bir konuda yazdığı yorum
veya “review” makale çok kişi tarafından okunur.

MAKALE NASIL OKUNUR?

Biyomedikal alanda 20 bin dolayında dergi bulunduğu ve ortalama olarak her gün 3000 ve
her 25 saniyede bir makale yayınlandığı dikkate alındığında, okuyucu açısından bu yayınların
hepsini izleme olanağının bulunmadığı kolaylıkla görülebilir. Bu durumda okuyucu, bu kadar çok
sayıdaki dergi ve makale arasından “seçerek” okuma yapmak durumundadır. Okuyucu seçim

yaparken de kendisi ve amacı bakımından uygun bir yol izler. Örneğin, bir konuda inceleme
yapmak durumunda olan bir araştırıcı önce anahtar sözcükleri kullanmak suretiyle konu ile ilgili
çok sayıda makaleyi bulur. Kısa zamanda çok sayıda makaleyi gözden geçirmek durumunda olduğu
için de, pratik ve hızlı bir okuma yöntemi bulmalıdır. Bu durumdaki bir okuyucu (araştırmacı)
öncelikle makalenin özet bölümünü inceleyerek önemli bulguları öğrenme isteğindedir. Böylelikle
çok sayıdaki makale arasından bazılarını daha ayrıntılı olarak okumak üzere ayırır. Ayrıntı ile
okurken de sırası ile yöntem, bulgular ve sonuçlar bölümlerini okuyarak değerlendirir, –varsa–
tablo ve grafikleri inceler. Bu şekilde incelediği konu hakkındaki bilgisini geliştirmiş olur.
Belli bir konuda inceleme yapmak amacı olmayan durumda ise okuyucu yazının başlığı
veya yazarı ilgisini çektiği için makale okumaya yönelebilir. O halde yazar açısından önemli olan
bir nokta, yazıya, konuyu iyi tanımlayan ve ilgi çekici bir başlık bulmaktır. Bunun dışında özet
bölümünde de yapılan çalışmayı, yöntemi ve başlıca bulguları ile net olarak okuyucuya sunmak
gerekir.

MAKALE NASIL YAZILMALI?

Her araştırmacının ve yazarın, yaptığı çalışmadan elde ettiği bulguları ve konu ile ilgili
düşüncelerini aktarmak bakımından kendine özgü yöntem ve yaklaşımları olabilir. Bununla birlikte
makale yazımında (ve okumada) kolaylık sağlanması için yazarların uyum içinde olmaları gerekir.
İngiliz bilim adamı Sir Bradford Hill tarafından 1965 yılında makale yazımı için önerilmiş olan
sistematik yaklaşım (IMRAD yaklaşımı), halen çoğu araştırmacı ve yazar tarafından yaygın şekilde
kullanılmaktadır. Bu yaklaşımda bir makalede bulunması gereken başlıca bölümler “GİRİŞ-YÖNTEM-BULGULAR ve TARTIŞMA” olarak belirlenmektedir (Tablo 1). Giriş bölümünde
araştırma ile ilgili genel bilgiler verildikten sonra bu araştırmanın gerekçesi, çalışmanın neden ve
hangi amaca ulaşmak için yapıldığı açıklanır. Bu bölümde özellikle araştırmanın amacı, incelenen
bütün konuları kapsayacak şekilde açık olarak belirtilmeli, daha sonra sonuç bölümünde de bu
amaçların gerçekleşme durumu değerlendirilmelidir.
Bir makale yazımında en önemli bölümlerden birisi kuşkusuz yöntemin yazıldığı bölümdür. Bu
bölümde yapılan bütün işlemler, araştırma kapsamındaki kişiler (belirli bir hastalığı olan kişier,
genel toplum vb.), veri toplama yöntemi, verinin ne şekilde değerlendirildiği, yapılmış ise istatistik
analizler vs. belirtilmelidir. Bazı hataları olsa bile yöntemin açık olarak yazılması araştırmacının
dürüstlüğü bakımından önemlidir.
219
Tablo 1. Bir Makalenin Başlıca Bölümleri (Bradford Hill questions, 1965)
(IMRAD yaklaşımı)
I Introduction Giriş why did they start?
M Methodology Yöntem what did they do?
R Results Bulgular what did they find?
A and
D Discussion Tartışma what do the results mean?

Bulgular bölümü, araştırma sonuçlarının yan tutmadan, yalın bir ifade ile ve yorumsuz
olarak yazıldığı bölümdür. Bu bölümde bulguların daha iyi sunulabilmesi bakımından tablo ve
grafiklerin kullanılması, okuyucu açısından anlaşılmayı kolaylaştırıcı bir yaklaşımdır. Tablo ve
grafiklerin başlıkları, araştırmanın kişi – yer ve zaman özelliklerini içermeli, gerekiyorsa açıklayıcı
sembol ve işaretler kullanılmalıdır.
Tartışma bölümü araştırıcının konuya hakimiyetinin ve araştırmacılık ve yazarlık
konusundaki hünerinin sergilendiği yerdir. Bu bölümde bulguların anlamı, gerektiğinde literatür
bilgileri ile birlikte değerlendirilerek yazılmalıdır. Bu konuda daha önce yapılmış olan çalışmaların
sonuçları ile olan benzerlik ve ayrılıklar, nedenleri ile birlikte tartışılmalıdır. Tartışma sırasında
bulgulara yorumlar katılabilir, istatistik önemlilik testleri ve sonuçları irdelenir. Bu makalede yer
alan bilgilerin bilim alanına veya günlük yaşama yansımalarının neler olabileceğine de değinmek
yararlı olabilir.
Tartışmanın bitiminden sonra araştırmanın ortaya koyduğu başlıca sonuçların kısaca
tekrarlandığı “Sonuçlar” bölümü ile bu sonuçlara dayalı olarak belirtilmek istenen “Öneriler” yer
alır. Öneriler, bu konuda çalışma yapmak isteyen diğer araştırmacılara yönelik olabileceği gibi,
araştırmanın ortaya koyduğu sonuçlardan yararlanmak isteyecek yöneticilere de yönelik olmalıdır.
Makalenin sonuna yararlanılan başlıca kaynakların listesi eklenir, ayrıca gerekiyorsa ek tablolar
halinde (araştırmada kullanılan formlar, izin belgeleri, etik kurul raporu, bazı tabloların ayrıntılı
durumu vs.) gerekli bilgi ve belgeler konabilir.
Bir makalenin en önemli bölümlerinden birisi de özet bölümüdür. Okuyucunun genellikle
makaleyi okumaya özet bölümünden başladığı bilindiğinden, bu bölümün en iyi bir şekilde
yazılması için bütün özen gösterilmelidir. Özet bir anlamda yazarın bulgularını sunma bakımından
reklamını yaptığı bölüm olarak algılanabilir. İyi bir özet okuyucunun ilgisi çekme bakımından
önemlidir. İyi bir özet, verilmesi gereken bütün bilgileri içerecek kadar uzun, ancak okuyucuyu
sıkmayacak kadar da kısa olmalıdır. Genellikle 250 kelimelik bir özetin istenen bilgileri vermek için
yeterli olduğu kabul edilir

Nazmi bilir

ÖRNEK MAKALE

Yeni Bir Gözle Futbol Nedir? | Sosyo-Psikolojik Bir Tahlil

İlk olarak insanlar bir topla oyun oynuyorlar. Top kaleye girince patlamıyor ya da topa vururken rakip öldürülmüyor. Tanımlı kurallar arasında bunlar yok. Demek ki hedef oyun oynamak…

İkincisi diğer oynamayan insanlar bir bütünlük bilinci oluşturuyor. Bu bütünlük bilinci katı ve kendisini oynayan bireylerle özdeşleştiriyor. Böylece başarısı onların başarısına bağlı oluyor

Üç her grup diğer grubun temsilcisi olan takıma öfke duyuyor. Çünkü kendisinin sahaya inme şansı yok. Çok aşırı edilgen bir konumda oturup izlemesi isteniyor. Bir de bağırması/tezahurat yapması. Oysa o bedenini yansıttığı için aslında koşması topa vurması, çalım atması gerekiyor. Bu tıpkı bilgisayar oyunu oynarken bir rakipten hem tuşlara basarak, hem kafamızı istemeden çekerek kaçmamız gibi.

Dört insanlar çağlardan beri toplumsal öfkeyi, kurbanlarını, gladyatörlerini sahalarda çarpıştırarak akıtmış, toplumsal bilinçaltı böyle rahatlatılmış.

Beş artık eskiden olduğu gibi savaşlar yok. Oysa doğada çok güçlü bir türler ve alanlar savaşı var. Genler bizi mücadeleye itiyor. Bir türün alt bölümleri bile alan mücadelesi yapıyor. Böylece günümüzün modern savaş alanları futbol sahalarına dönüşüyor.

Altı Futbolda objektif ölçeklendirme ve karar verme mekanizması yok. Birden fazla hakeme bölünmüş olan karar mekanizması olağanüstü yoruma açık ve bir itiraz makamı ya da üst mahkemeyle düzeltilen bir durum yok en fazla maç tekrarlanabilir.

Yedi Futbolda atılan gol miktarı basketbol gibi çok değil veya tenis gibi süratli değil. Bunun sonucunda aşırı bir gerilim oluşuyor ve bu gerilimin boşalma noktalarının sınırlı olması saha dışında patlamalar yaratıyor.

Sekiz insanların başka problemleri var. Aslında hayat problemlerini boşaltmak için yüksek ülküleri kullanıyorlar. Prensip olarak şiddetin tüm türevleri nefsi-müdafaa, vatan savunması gibi mecburi haller dışında aslında dikkatsizlik ve bastırılmış duyguların bir düdüklü tencere gibi patlamasından oluşuyor.

Dokuz Misafir olanın azınlık olduğu ve ciddi baskı altında olduğu konumlarda evsahibi; herçeşit güvenliği ve konukseverliği bizzat kendi insanına karşı olması gerekse de uygulamalıdır. Yani hem misafir takım hem evsahibi bunu yapmalıdır. Dolayısıyla. Önemli bir hata çıkıyor. Milli maçlar her iki ülkenin topraklarında oynanmamalıdır. Ancak bu şekilde sportmen bir yaklaşım olabilir. Taraftarların 3. ülkeye gitmesi kolay ve ucuz olmalıdır.

On Ülkenin insanları toplumsal motiflerle örtülür. Örneğin Dünya Kupasında ilginç bir olay olmuştu. Davulcu büyücüler getirilmiş ve saha kenarında büyü yapıyordu. Brezilya mıydı? Takımı hatırlamıyorum ama olayı hatırlıyorum. Onlar büyü yaparlarken işe yarar mı yaramaz mı bilmem önemli olan bir çok insandan “Ben de dua ettim onlar büyü yaptıkları sırada” sözünü işittim ve aslında binlerce insanın dua ettiğini farkettim.
Aynı şekilde mesela ünlü İsviçre maçındaki motifler iki toplumu çok irite eden kışkırtan iki motif. Nedir onlar, bayraklar. İkisi de kırmızı beyaz. Ancak her ikisi de iki dinin en güçlü sembolü. Bilinçaltları aslında güçlü bir şekilde bunu daha derinden algıladı ve iş bir oyun olmaktan çıktı. Sanırım bunu bir çok kişi gözden kaçırıyor.

Onbir Futbolda taktik kararlar hakkında herkes ve her izleyici konuşup değerlendirme yapabiliyor. Belki de gelişen teknoloji ile birlikte karar alınması ve teknik direktöre kalmadan kararın verilmesi gerekiyor.

Oniki Futbolcuların psikolojisinde dış dünya algısı belirleyici oluyor üstlerinde binlerce insanın bedensel baskısı ve milyonlarca insanın psikolojik baskısı var. Çok ciddi bir duvar örmeleri gerekiyor. Bu duvarsa enerji harcatıyor. Büyük bir enerji kaygı ve korkuyu durdurmaya harcanıyor. Gerekli psikolojik değişimler uygulanabilirse oyunun kalitesi ve yapısı olağansütü değişecektir.

Onüç Futbol çok ciddi bir ekonomik sahadır. Biz, ülke, takım, taktik derdindeyken büyük karar vericiler için aslında taşkın olayların olmasının getirisi ve reytingi hesaplanır. Dolayısıyla işin içinde çok ciddi planların dönmesi, maç izletme haklarının paylaşılması ve buna dayalı pazarın hareketlenmesi daha fazla anlatmak istemediğim ama sizin düşününce çok şey göreceğiniz bir alan oluşturu.

Ondört Futbolun spor olarak algılanmasındaki en büyük etken -Google Earth ile şehirlerimize bakacak olursanız- çok az yeşil saha, çok az oynama imkanı ve tesis bulunması, artı olarak diğer sporların futbol kadar güçlü olmaması. En bariz örnek yüzme havuzlarının yurtdışında neredeyse her mahallede olmasına karşın bizde tek tük olması, koşu alanlarının sadece sahillerde o da yeni yeni yapılmaya başlaması gibi.

Onbeş Futbol ayakla oynanan bir oyun (kalecileri nispeten saymazsak) dolayısıyla beyin için ele göre daha kompleks bir dikkat gerektiriyor. Kişiler profesyonel olsa bile bu böyle. Bir penaltıyı kaçırmaları normal geliyor ama bir basketçinin potayı ıskalaması çoğu kişi için daha anlaşılmaz. Dolayısıyla ayakla oynanan bir spor. Gündelik hayatta insan ayakla bir şeye vuruyorsa onu tekmeliyordur. Yani? Tekmelemek uç bir harekettir. Dikkat edin taşkınlıkların çoğunda tekme atılıyor. Hatta saha dışında da. Tesadüf mü? Sanmam.

Onaltı Yine de zevkli ve fairplay/centilmenlik kurallarıyla oynanan bir futbol maçını izlemek olağanüstüdür. Hele hele, her bir ülkenin bedensel, taktiksel farklarını görmek ve oyunun yorumlanış farklarını izlemek gerçekten güzeldir.

NOT: Shaolin Soccer Adlı uzakdoğu komedi filmini izleminizi şiddetle !!! tavsiye ederim. Hem çok gülecek hem de futbolu yeniden başka bir gözle görmenizi sağlayacak.

http://en.wikipedia.org/wiki/Wikipedia:Wikiportal/Association_football
http://www.answers.com/main/ntquery;jsessionid=x8h4o3biqeoj?method=4&dsid=2222&dekey=Football+%28soccer%29&gwp=8&curtab=2222_1&sbid=lc01b&linktext=football


Aşağıdaki bilgiler GNU belge lisanslama izniyle Vikipedi’den alınmıştır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Futbol

FUTBOLUN TARİHÇESİ

Daha ilkçağlarda futbolu andıran oyunlar oynandığı bilinmektedir. Avrupa’da İÖ 2. yüzyılda Romalılarca yaygınlaştırılan bir oyun futbola çok benziyordu. Bu oyun bugünkü futbolun öncüsü sayılır. Bu eski Roma oyunu İngiltere’de öylesine sevilmişti ki, karşılaşmalar kentler arasında çatışmaya bile yol açmıştı. Bundan dolayı bu oyun 12. yüzyılda yasaklandı.

Günümüzde oynanan futbol, İngiltere’de 19. yüzyılın sonlarında kurallara bağlandı. 1863′te İngiltere’de kurulan Futbol Birliği bu kuralların belirledi. Oyunda sert, acımasız ve kırıcı hareketler yasaklandı. Bu anlayışı sürdürenler ise, futbolun değişik biçimi sayılan ragbiyi geliştirdiler. Futbol, 19. yüzyılın sonlarında İngiltere’den Avrupa’ya yayıldı. Kısa bir süre içinde de dünyanın birçok ülkesinde oynanan bir spor haline geldi. 1904′te Uluslararası Futbol Federasyonu (FIFA) *kuruldu. FIFA’nın yönetiminde 1930’da ilk Dünya Kupası karşılaşmalarını düzenledi.

FUTBOL KURALLARI
Futbol 18 kuraldan oluşur.Bunlar:

1) Oyun Alanı
2) Top
3) Oyuncuların Sayısı
4) Oyuncuların Giysi ve Gereçleri
5) Hakem
6) Yardımcı Hakemler
7) Oyunun Süresi
Oyunun Başlaması ve Tekrar Başlaması
9) Topun Oyunda ve Oyun Dışında Olması
10)Gol yapma yöntemi
11)Ofsayt
12)Fauller ve Fena Hareketler
13)Serbest Vuruşlar
14)Penaltı Vuruşu
15)Taç Atışı
16)Kale Vuruşu
17)Köşe Vuruşu
18)Hakem Taktiri (Resmi olmayan kural)

Futbol 11′er kişilik iki takım arasında oynanır ve kendine özgü kuralları vardır. Oyunun amacı, ayakla topu rakip kaleye sokmaktır. Topu elle ve kolla oynamak kesinlikle yasaktır, ama kafa ile ya da kurallara uygun olarak bedenin herhangi bir yeriyle topa vurulabilir. Yalnızca kaleciler belirlenmiş bir alan içinde topu elle tutabilir.

Futbolcular kendi takımının simgesi olan forma giyerler. Her oyuncunun forması üzerinde farklı bir numara yazılıdır. Yalnızca kaleciler, öbür oyunculardan kolayca ayırt edilebilmesi için farklı renkte forma giyer. Bütün futbolcular, bu oyun için uygun biçimde üretilmiş özel ayakkabılar kullanırlar.

Futbol alanıdikdörtgen biçimindedir ve uzunluğu 90-120 metre, genişliği ise 45-90 metredir. Ancak uluslararası maçlarda bu ölçüler uzunluk 100-110 metre, genişlik 64-75 metredir. Uzun kenarlara taç çizgisi, kısa kenarlara kale çizgisi denir. Futbol sahasında taç çizgisi kale çizgisinden daima uzun olmalıdır. İki taç çizgisi arasında uzanan ve alanı tam ortasından ikiye bölen çizgiye ise orta çizgi adı verilir. Orta çizginin tam ortasında 9,15 metre yarıçapında bir çember bulunur ve bu çembere de orta yuvarlak ya da santra yuvarlağı denir. Karşılaşma bu çemberin içinden yapılan vuruşla başlar. Karşılaşma başlamadan önce oyuncular, kendi yarı alanlarında yer alırlar. Kale çizgilerinin tam ortasında birer kale bulunur. Kale iki kale direği ve bir üst direkten oluşur.İki direk arası 7,32 metre, üst direğin yerden yüksekliği ise 2,44 metredir. Futbol topunun çevresi 68-70 cm, oyunun başlangıcındaki ağırlığı ise 410-450 gram arasında değişir.

Kale önlerinde kale çizgisine bitişik olmak üzere 40,32 x 16,50 metre boyutlarında ceza alanı bulunur. Kalecilerin topu elle tutabildikleri tek yer burasıdır. Bu alan içinde, kalenin hemen önünde 18,32 x 5,50 metre boyutlarındaki başka bir alana da kale alanı (altıpas) denir. Ceza alanı içinde rakip oyuncuya yapılan fauller ve kaleci dışındaki futbolcuların elle topa dokunmaları dahil 9 kusurlu hareket olarak nitelendirilen hareketler penaltıyla cezalandırılır. Penaltı atışı, ceza alanı içinde kale çizgisinin ortasından 11 metre uzaklıktaki penaltı noktasından yapılır. Kaleci, top penaltıyı atan oyuncunun ayağından çıkmadan öne doğru hareket edemez, yalnızca kale çizgisi üzerinde sağa sola hareket edebilir.

Hakem kuralları çiğneyen takımı serbest vuruş kararıyla da cezalandırabilir. Serbest vuruşlarda, rakip takımın oyuncularının topa vuruş noktasından en az 9,15 metre uzakta durmaları gerekir. Eğer bir oyuncu rakip oyuncuyu sakatlayacak ölçüde sert ve kasıtlı faul yaparsa, orta hakem bu oyuncuyu sarı ya da kırmızı kartla cezalandırır. Kırmızı kart gören oyuncu oyundan çıkarılır ve takımı eksik oyuncuyla oyunu sürdürmek zorunda kalır. Üst üste iki sarı kart gören oyuncu da kırmızı kart görmüş durumuna düşer. Futbol oyununda bir başka ceza atışı da ofsayttır. Top hücuma geçen takımın oyuncusuna atıldığı sırada, o oyuncu ile kale arasında, kaleci dışında karşı takımdan en az bir oyuncu yoksa ofsayt kararı verilir. Ofsayt yalnızca karşı takımın oyun alanı içinde gerçekleşir.

Top hücumdaki takımının oyuncusunun ayağından aut çizgisi dışına çıkarsa aut olur. Bu durumda top altı pas içinden yeniden oyuna sokulur. Top savunma halindeki takımın oyuncusuna çarparak aut çizgisinden dışarı çıkarsa korner olur. Bu durumda hücum etmekte olan takım tarafından topun çıktığı bölümdeki köşeden kaleye korner ya da köşe atışı denen bir atış yapılır. Top taç çizgisi üzerinden oyun alanının dışına çıkarsa taç olur ve top karşı takımın oyuncusu tarafından dışarı çıktığı noktadan oyuna sokulur. Taç atışı elle yapılır. Taç ve korner atışlarından ofsayt kuralı uygulanmaz.

Kaleci, kaleye giden bir topu kurtarırken.Futbol dört hakemin yönetiminde ve gözetiminde oynanır. Bir orta, iki de yan hakem bulunur. Oyunu orta hakem yönetir ve verdiği kararları kesin olarak uygular. Taç çizgisi üzerinde görev yapan yan hakemler ise, topun oyun alanının dışına çıkışını, ofsaytları işaret etmenin yanı sıra faullerde, elle oynamalarda, golü belirlemede, oyuncu değişikliklerinde orta hakeme yardımcı olurlar. Oyun alanının yarısından sorumlu olan yan hakemler, orta hakemi ellerindeki küçük bayraklarla uyarırlar.

Futbol karşılaşması, her biri 45′er dakikalık iki devrede oynanır. İki devre arasında 15 dakikalık ara verilir. Oyun içinde çeşitli nedenlerin yol açtığı duraklamaların süresi dördüncü hakem tarafından belirlenir ve bu süreler her devrenin sonuna eklenir.

Eğer bir maçta kaybeden takım elenecekse ve maç berabere biterse; ya da iki maç şeklinde oynanan(iki takımın sahasında birer maç) bir eleme turu sonucunda takımların galibiyet, beraberlik, yenilgi ve gol averajları aynı ise 90 dakika sonuna 15′er dakikalık iki devre eklenir. Bu iki devrenin sonunda herhangi bir takım diğerine skor ya da averaj üstünlüğü(iki maç şeklinde oynanan eleme turlarında) sağlamışsa maç bu takımın lehine sonuçlanır. Eğer eşitlik bozulmamışsa seri penaltı atışlarına geçilir ve bir takım galip gelene kadar karşılıklı penaltı atışları kullanılır.

Dünya’da futbol Bütün ülkelerin futbol federasyonları FIFA’ya bağlıdır ve FIFA’nın merkezi Zürich’tedir. Ayrıca Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) gibi beş tane de kıta konfederasyonu vardır. (AFC, CAF, CONCACAF, CONMEBOL, OFC).

Ulusal futbol karşılaşmaları, her ülkenin kendi futbol federasyonunun yönetiminde yapılır. Olimpiyat Oyunları’ndaki futbol karşılaşmaları ile Dünya Kupası gibi karşılaşmalar ise FIFA düzenler. Ayrıca her kıta konfederasyonu da kendi yetki alanında karşılaşmalar düzenler. UEFA’nın düzenlediği, Şampiyonlar Ligi, UEFA Kupası, İntertoto Kupası ve Kupa Galipleri Kupası bu tür turnuvalardır.

Dünya Kupası dört yılda bir düzenlenir. Son Dünya Kupası 9 Haziran- 9 Temmuz 2006 tarihleri arasında Almanya’da yapılmış ve kupayı finalde Fransa’yı penaltılarla yenen İtalya kazanmıştır. Dünya Kupası’nda en başarılı ülke olan Brezilya, bu kupayı beş kez (1958, 1962, 1970, 1994,2002) kazanmıştır.