İNGİLİZCE ATASÖZLERİ VE ANLAMLARI

Give a dog bad name and hang him
Adamın adı çıkacağına canı çıksın

A quiet baby gets no suck
Ağlamayana meme yok

Better late than never
Geç olsun güç olmasın

Easy come, easy go
Haydan gelen huya gider

Barking dog never bites
Havlayan köpek ısırmaz

It never rains, but pours
Aksilikler hep üst üste gelir

Your mother alone will be wail on you
Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar

You can’t teach an old dog new tricks
Ağaç yaşken eğilir

Save up something for a rainy day
Ak akçe kara gün içindir

Every cloud has a silver lining
Her felakette bir hayır vardır

All that glitters isn’t gold
Her sakallıyı deden sanma

Man make houses, women make homes
Yuvayı dişi kuş yapar

Better lose the saddle than the horse
Zararın neresinden dönülürse kardır

A rolling stone gathers no moss
Yuvarlanan taş yosun tutmaz

If the cap fits, wear it
Yarası olan gocunur

Cheats never prosper
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar

Too many cooks spoil the broth
Horozu çok olan köyde sabah erken olur

Two cunning men will not try to make a dupe of each other
İki cambaz aynı ipte oynamaz

Talk of the devil and you’ll see his hoofs
İti an çomağı hazırla

A friend in need is a friend indeed
Dost kara günde belli olur

A change is as good as a rest
Tebdili mekanda hayır vardır

Don’t teach your grandmother to suck eggs
Tereciye tere satılmaz

Cleanliness is next to godliness
Temizlik imandan gelir

Do as the Romans do when in Rome
Ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin

Speech is silver, but silence is gold
Söz gümüşse sükut altındır

The early bird gets the worm
Sona kalan dona kalır

He that laughs last laughs best
Son gülen iyi güler

Once burnt twice shy
Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer

Good words are worth much, and cost little
Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır

Throw out a sprat to catch a mackerel
Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez

All his geese are swans
Karga yavrusunu şahin görür

As you make your bed, you lie on it
Kendi düşen ağlamaz

Spare the rod and spoil the child
Kızını dövmeyen dizini döver

The apples on the other side of the wall are the sweetest
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür

Nothing venture, nothing have
Korkak bezirgan ne kar eder ne ziyan

Covards die many times before their deaths
Korkunun ecele faydası yoktur

The rotten apple injures its neighbours
Körle yatan şaşı kalkar

Bad news travels fast
Kötü haber tez yayılır

As you sow, so you shall reap
Ne ekersen onu biçersin

Christmas come but once a year
Papaz bir kere pilav yer

Who pays the piper calls the tune
Parayı veren düdüğü çalar

Everything comes to him who waits
Sabreden derviş muradına ermiş

All well that ends well
Sonu iyi biten herşey iyidir

It’s not over until the fat lady sings
Dereyi görmeden paçaları sıvama

An apple a day keeps the doctor away
Güneş girmeyen eve doktor girer




Still waters run deep..
Durgun sular derindir. Insanlar için kullanılır, genellikle sakin ve sessiz görünen insanların derin bir kişiliği vardır.

He teaches ill, who teaches all.
Herşeyi öğreten kötü öğretmendir. Yani iyi öğretmen öğrencilerine herşeyi öğretmez, bazı şeyleri onların araştırmasına bırakır.

Don't cross your bridges before you come to them.
Köprülerini onlara ulaşmadan geçme. Problemler sana ulaşmadan onlar için kaygılanma.

Cross: Karşıdan karşıya geçmek.
The way to a man's heart is through his stomach.
Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer.

Where there's a will there's a way.
Eğer azim var ise her zaman bir yol bulunur. Yani zor da olsa bir amaca ulaşmak için azminiz var ise mutlaka bir yol bulursunuz.

If you wish good advice, consult an old man.

Eğer iyi bir nasihat istiyorsan yaşlı bir adama danış.
Consult: Danışmak.

The best advice is found on the pillow.
Eğer bir problemin var ise, sorunun çözümünü iyi bir gece uykusundan sonra bulabilirsin.

Pillow: Yastık
You can't tell a book by its cover.
Kitabın iyi mi kötü mü olduğunu kabına bakarak anlayamassın. Insanlar için kullanılmıştır.

Cover: Kitap Kapağı.
Bad news travels fast.
Kötü haber çabuk yayılır.

A little is better than none.
Az hiç yoktan iyidir. Elindeki ile idare et, ona da sahip olamayabilirdin.

A word to the wise is enough.
Bilge insanlar için bir kelime yeter. Yani bilge kişiler uyarılınca bunu dikkate alır.

Wise: Bilge (insan).
Tell me who you go with and I'll tell you who you are.
Kimin yolundan gittiğini söyle kim olduğunu söyleyeyim. Türkçedeki "Dostunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim." ile aynı anlamdadır.

Actions speak louder than words.
Davranışlar sözlerden daha önemlidir.

Every man is his own enemy.
Insan kendisinin düşmanıdır.

Empty vessels make the most noise.
Boş teneke çok ses çıkartır. Yani bilgisiz insanlar bilgili insanlara göre daha çok konuşur.

Vessel: Gemi,deniz taşıtı.
Each day brings its own bread.
Her yeni gün kendi ekmeğini getirir.

An army marches on its stomach.
Bir ordu midesi üzerinde yürür. Yani bir gurup insana bir görev yaptırmak istiyorsan onların yemek ihtiyaçlarını karşılamalısın.

All roads lead to Rome.
Bir işi tamamlamak için bir çok yol vardır.

After a storm comes a calm.
Üzüntülü, sinirli kimseler bir süre sonra yatışırlar.

Storm: Fırtına.
If you chase two rabbits, you will not catch either one.

Aynı anda iki amaç peşinde koşuyorsan, ikisini de başaramazsın.

Chase: Kovalamak.
He who hesitates is lost.
Kararını geciktirirsen fırsatı kaçırırsın.






1.Nail one’s colours to the mast.Fikrini açıkça söylemek, dobra dobra konuşmak, rengini belli etmek.

2.Never cast a clout till May be out. Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.

3.Never look a gift horse in the mouth. Bahşiş/beleş atın dişine bakılmaz.

4.Never put off till tomorrow what may be done today. Bugünkü işi yarına bırakma.

5.Not as black as one is painted. Söylendiği kadar kötü olmayan.

6.Not have a bean. Beş parası olmamak, meteliğe kurşun atmak, cebi delik olmak.

7.Not know beans about something. Bir şeyden hiç anlamamak, hiç çakmamak.

8.Nothing ventured, nothing gained. Korkak bezirgân, ne kâr eder ne ziyan.

1.Pack one’s bags. Pılısını pırtısını toplamak, tasını tarağını toplamak.

2.Paint in bright colours. Pembe tablolar çizmek.

3.Paint the town red. Âlemlere akmak, felekten bir gün çalmak.

4.Pay the earth for.  …… için avuç dolusu para ödemek, dünyanın parasını ödemek.

5.Pile/put on the agony. Çok abartmak, bire bin katmak.

6.Play with fire. Ateşle oynamak.

7.Poke one’s nose into everything. Her şeye burnunu sokmak, her aşın kaşığı olmak.

8.Pour cold water on something. Hevesini kırmak, eleştirmek.

9.Pour oil on troubled waters. Ortalığı sakinleştirmek, kavga edenleri yatıştırmak, fırtınayı dindirmek.

10.Prop up the bar. (Belli bir bara) takılmak, müdavimi olmak.

11.Pull the chestnuts out of the fire. Başkası için kendini tehlikeye atmak, kendini feda etmek.

12.Put in an appearance. (Bir yere) uğramak, şöyle bir görünüvermek, bir uğramak.

13.Put on airs. Havalara girmek, hava atmak, çalım satmak.

14.Put one’s back into. Canla başla çalışmak, var gücüyle çalışmak, dört elle sarılmak.

15.Put/get/set someone’s back up. Sinirlendirmek, canını sıkmak, tepesini attırmak, damarına basmak.



1.A word to the wise. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.

2.Walk/tread on air. Sevincinden havalara uçmak, etekleri zil çalmak, ayakları yere değmemek.

3.Welcome with open arms. Memnuniyetle karşılamak, kucak açmak.

4.What can’t be cured must be endured. Başa gelen çekilir.

5.What can you expect from a pig but a grunt?  Eşeğe cilve yap demişler, çifte atmış.

6.What is bred in the bone will never come out of the flesh. Armut dalının dibine düşer.

7.What’s done cannot be undone. Geçmişe mazi, yenmişe kuzu derler.

8.What one fears always happens. Sakınılan göze çöp batar.

9.What the eye doesn’t see, the heart doesn’t grieve over. Göz görmeyince gönül katlanır.

10.When in Rome do as the Romans do. Ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin.

11.When the balloon goes up. Korkulan başa gelince, korkulan olunca.

12.When the cat’s away, the mice will play. Kedinin olmadığı yerde fareler cirit atar.

13.Where there is a will there is a way. Meramın elinden bir şey kurtulmaz.

14.Whet someone’s appetite. İştahını kabartmak.

15.While there is life, there is hope. Çıkmayan canda ümit vardır.

16.White lie. Beyaz yalan, masum yalan.

17.White-wash. Örtbas etmek, temize çıkarmak, aklamak.

18.Who pays the piper calls the tune. Parayı veren düdüğü çalar.

19.Win one’s colours. Kendini ispatlamak.

20.With flying colours. Üstün bir başarıyla.

21.Words cut more than swords. Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez.

22.Would give one’s right arm. Çok istemek, canını vermek.

23.Wouldn’t touch with a bargepole. Elini sürmemek, yanına yanaşmamak, uzak durmak.



1.Take amiss. Yanlış anlamak, gücenmek, gücüne gitmek.

2.Take into account. Hesaba katmak, göz önüne almak.

3.Take to one’s bed. (Hastalıktan) yataklara düşmek.

4.Talk of the devil and he will appear.  İti an, çomağı hazırla.

5.There are plenty more fish in the sea. Amasya’nın bardağı biri olmazsa bir daha.

6.There is an exception to every rule. İstisnalar kaideyi bozmaz.

7.There is no accounting for tastes. Zevkler ve renkler tartışılmaz.

8.There is no smoke without fire. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

9.Those who live in glass houses shouldn’t throw stones. Sırça köşkte oturan, komşusuna taş atmamalı.

10.Throw a spanner in the Works. Tekere çomak sokmak, taş koymak, pişmiş aşa su katmak.

11.Throw dirt enough, and some will stick. Çamur at izi kalsın.

12.Tied to someone’s apron-strings. Annesine ya da karısına aşırı bağlı, anasının ya da karısının eteğinin dibinden ayrılmayan.

13.Tip somebody over the edge. Birisini uçurumun eşiğine getirmek.

14.To err is human ( to forgive divine). Hatasız kul olmaz.

15.To my dying day. Son nefesime kadar, ölünceye kadar.

16.To the backbone. Tam anlamıyla, sapına kadar.

17.Too many cooks spoil the broth. Horozu çok olan köyün sabahı geç olur.

18.Tread water. Boş boş oturmak, sinek avlamak.

19.Turn one’s back. Sırt çevirmek, yüz çevirmek, yüzüne bakmamak.

20.Turn on the waterworks. Ağlayıp zırlamak, iki gözü iki çeşme ağlamak.

21.Two blacks don’t make a white. İki yanlış bir doğru etmez.

22.Two heads are better than one. Bir elin nesi var iki elin sesi var.